Merhabalar,

Temmuz ayına girdik. Avrupa Birliği’nin küresel rekabette havlu atmamak ve ABD (IRA) ile Çin baskısına karşı kendi üretim üssünü korumak adına başlattığı “Made in EU” (Made in Europe) doktrini, bu ay itibarıyla teorik bir söylem olmaktan çıkıp, çok sert yasama müzakerelerinin ve somut gelişmelerin olacağı kritik bir viraja girdi.

​Mevcut tablonun satır başlarına ve Temmuz başı itibariyla güncel gelişmelerine özetle bakalım:

​1. Ana Eksen: Industrial Accelerator Act (Sanayi Hızlandırıcı Yasası)

Geçtiğimiz ​Mart ayında Avrupa Komisyonu tarafından hararetli tartışmalarla sunulan Industrial Accelerator Act (IAA), bu ay başında Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nde en kritik pazarlık evresine ulaştı. Yasa, AB endüstriyel stratejisinde tarihi bir eksen kaymasını temsil ettiği için çok kritik. Zira AB, geleneksel “sadece fiyata dayalı açık pazar” mantığını terk ederek “ekonomik güvenlik” ve “Avrupa tercihi” (European preference) modeline geçiyor.

​Yasa, imalat sanayisinin AB GSYİH’sindeki payını 2035’e kadar %20’ye çıkarmayı yasal bir taahhüt haline getirmeyi amaçlıyor.
​Kamu ihalelerinde ve devlet desteklerinde (EV sübvansiyonları, yeşil bina teşvikleri vb.) net “yerel içerik” kriterleri getirilmesi üzerine müzakereler kızışmış durumda. Vergi mükelleflerinin parasının doğrudan AB içindeki rüzgar, alüminyum, batarya ve otomotiv yatırımlarına gitmesi isteniyor.

​2. En Sıcak Tartışma: Coğrafi Kapsam ve Tedarik Zincirleri

Bu ay itibarıyla sanayi lobileri kartlarını tamamen açık oynamaya başladı. Özellikle Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA), çok yakında yayınladığı resmi pozisyon belgesiyle tartışmanın fitilini ateşledi.

Bu belgedeki ​Türkiye ve Fas detayı şöyle: ACEA, “Made in EU” doktrininin getireceği katı yerel içerik hesaplamalarının üretimi felç etmemesi için kuralların esnetilmesini istiyor. Otomotiv üreticileri, coğrafi kapsamın sadece AB27 + Birleşik Krallık ile sınırlı kalmamasını; Avrupalı üreticilerin Türkiye ve Fas gibi ülkelerdeki mevcut yatırımlarının ve stratejik tedarik bağlarının da koruma altına alınmasını, kısaca bazı istisnalarla “Made in EU” avantajlarından yararlandırılmasını talep ediyor.

​Bu durum, doktrinin Türkiye gibi yakın coğrafyadaki (nearshoring) otomotiv ve sanayi partnerleri üzerindeki etkilerinin şu an Brüksel’de doğrudan masada olduğunu gösteriyor.

​3. Sahada Uygulama: Net-Zero Industry Act (NZIA) Kural Değişiklikleri

​”Made in EU” vizyonunun ilk ayağı olan ve 2024’te yürürlüğe giren Net-Zero Industry Act (NZIA), 2026 itibarıyla artık teoriden pratiğe geçmişti. Yasadaki 28.Madde; temiz enerji teknolojilerini kullanan (Güneş, rüzgar, batarya, ısı pompaları) hanehalkı veya şirketlere yönelik verilen tüketici teşviklerinde, AB dışı tek bir ülkeye bağımlı olmama kriterini etkin bir şekilde uyguluyor.

​Dolayısıyla üye ülkelerin güncelledikleri tüm ulusal destek programları bu filtreye takılıyor. Brüksel, sübvansiyonların Çin menşeili ucuz panellere veya bataryalara gitmesini engellemek için artık daha sıkı denetim yapıyor.

​4. Doktrinin Karşılaştığı Temel Dirençler ve Çatlaklar Neler?

​Brüksel’deki bu agresif korumacılık rüzgarı blok içinde tam bir fikir birliğiyle yürümüyor. Son günlerdeki Parlamento tartışmalarında öne çıkan iki büyük endişe var:

​”Made WITH Europe” Savunması: Başta Bruegel gibi nüfuzlu düşünce kuruluşları ve ihracat odaklı bazı üye ülkeler, katı “Made in Europe” dayatmalarının tek pazarı parçalayacağını ve korumacılığın AB’nin kendi rekabetçiliğine zarar vereceğini savunuyor. Bunun yerine küresel ortaklarla iş birliğini gözeten “Made with Europe” yaklaşımı öneriliyor.

​Enerji ve Altyapı Çıkmazı: Sanayi stratejisinin önüne koyulan en büyük engel yüksek enerji maliyetleri ve yapay zeka veri merkezlerinin yarattığı devasa elektrik talebi. Uzmanlar, yasa çıkarmakla üretimin dönmeyeceğini, acilen altyapıya ve şebekeye trilyonlarca Euro yatırım yapılması gerektiğini vurguluyorlar.

Sonuç olarak bu ay başı itibarıyla “Made in EU” doktrini, küresel ticaret savaşlarının getirdiği ekonomik gerçeklik ile AB’nin serbest pazar genetiği arasında sıkışmış durumda. Önümüzdeki birkaç ay içinde, özellikle otomotiv gibi küresel tedarik zincirine göbekten bağlı sektörlerde Türkiye gibi kritik ortaklar bu doktrinin “içinde mi yoksa dışında mı” kalacak sorusunun yanıtı olan yasal formüllerin nasıl netleşeceğine tanık olacağız. O nedenle ilgili meslek ve sivil toplum örgütlerimizin lobi çalışmalarını çok yoğun sürdürmeleri gerekiyor.