Merhabalar,
Geçen yazılarımın birinde, otomotiv sektöründe pandemi sonrası yatırım yapacaklar için yeni fırsatlardan söz etmiştim.
Bugün de teknolojinin otomotiv endüstrisini nasıl değiştirdiğine dair bazı bilgiler paylaşmak istiyorum.
İki gün önce yayınlanan https://www.techfinancials.co.za/2021/06/30/how-technology-is-changing-the-automotive-industry/ adresindeki bilgiler oldukça ilginç.
Motorlu taşıt dizayn eden mühendisler yoğun olarak yolcuların internet erişimlerini öne çıkaran aygıtları taşıt içine koymakla işe başlıyorlar.
Sürücüsüz, yani otonom taşıt teknolojileri geliştikçe, taşıtı kullanmanın önemi azalırken taşıt içindekilerin seyir halinde internet kullanımına ilişkin öncelikler öne çıkıyor.
Araç içindekiler aracın kontrolünü ön paneldeki navigasyon sistemine bıraktıkça otonom sürüş teknolojileri sürüş deneyimini tamamen değiştirecek. Kesin olan şu ki geleceğin otomobilleri sürücüsüz ve interaktif yapıda olacak.
Bilindiği gibi otomotiv endüstrisi her zaman yeniliklere açık olmuştur. 20. yüzyılın başından bu yana otomotiv ürünlerinin üretiminde, kullanımında ve bakım hizmetlerinde her zaman teknolojik gelişmeler devam ediyor.
Açıkça söylemek gerekirse sürücüsüz taşıt teknolojileri tekerleklerin arkasında insan ihtiyacını ortadan kaldırmakla kalmıyor, aynı zamanda otomotiv endüstrisini baştan başa yeni bir evreye sokuyor..
Taşıtı çepeçevre sarmalayan 30 kadar sensör üzerinden ana işlemciye akan bilgiler seyir kontrol sistemi tarafından yönetiliyor. BMW gibi markalar, şimdiden taşıtı sürücüsüz park eden sistemleri devreye soktular bile.
Sensörler taşıt etrafındaki nesneleri algılayıp çok hassas bir sürüş hareketine destek oluyorlar. Örneğin Google, taşıtın tavanına monte edilmiş lazer üniteleri ile sürücüsüz seyir denemeleri yapıyor.
Tüm bu teknolojik ve hassas yapılar taşıtların parametrelerini de belirliyorlar. Araç içi yolcu adedi ve araç ağırlığı gibi maksimum kabul edilebilir ölçüler ortaya çıkıyor. Teknoloji, sürücüden bağımsız olarak sürüşe destek oluyor. Otonom sürüş çok yakında yeni nesil taşıtların standart fonksiyonu olacak.
Öte yandan dünyada kişi başı gelir artarken motorlu taşıtların üretim maliyetleri ucuzluyor. Bu da dünya genelinde motorlu taşıta olan talebi artıracak bir etken. Ancak fosil yakıtlara bağımlı olmak çevreyi olumsuz etkilemeye devam ediyor.
Aslında, taşıt sahiplerinin ulaşım maliyetini elektrik motorlu taşıt kullanarak üçte bir oranında azaltması mümkün.
İnsanoğlunun neden olduğu iklim değişikliklerinin çevreye ne kadar olumsuz etki yaptığını her geçen gün daha çok görüyoruz. Dolayısıyla her iş kolu daha çevreci çözümler üretmek durumunda. Fosil yakıtların çevreyi kirletmeleri bir çok devletin çok daha katı emisyon standartları uygulamasına yol açıyor. Sadece devletler değil, biz kullanıcılar da çevreye çok daha saygılı olmamız gerektiğini biliyoruz. Dolayısıyla elektrik motorlu ve otonom sürüş yapabilen taşıtların geleceği kaçınılmaz bir gerçek.
Akıllı ve öngörebilir sistemlerle donatılan cihazlar otomotiv endüstrisinin kapasitelerini önemli ölçüde etkiliyor.
Daha kişiselleştirilmiş sürüş deneyimlerine olanak sağlıyor. Sürücüler taşıtlarını kendi sürüş stillerine uygun programlayabiliyor. Taşıtlar sesli komutlarla harekete geçen akıllı cihazlarla donatılıyor. Bir bakım ihtiyacı olduğunda sensörler taşıt sahibini uyarabiliyor. Artırılmış gerçeklik ile taşıtın ön camı bir bilgi ekranı haline gelebiliyor. Anlık hava durumu, hız, taşıt menzili, motor devir hızı gibi birçok bilgi ön camda görülebiliyor. Hatta navigasyon teknolojisi holografik semboller kullanarak taşıt içindekilere mükemmel destekler sağlıyor.
Elbette bunca gelişme taşıtın sürüş emniyetine de olumlu etki yapıyor. Taşıt etrafına yerleştirilmiş olan küçük kameralar taşıt sürücüsünün oturduğu koltukta göremeyeceği nesneler hakkında uyarılmasını sağlıyor. Lastik basıncını kontrol eden, şerit çizgilerini takip eden ve çarpışmayı önleyen sensörler günümüzde dahi trafik kazalarının önüne geçebiliyor.
Sonuç olarak taşıt alacak müşterilerin ihtiyaçları otomotiv endüstrisine yön vermeyi sürdürüyor. Elektrik motorlu ve bağlantılı taşıtlar bu ihtiyaçlardan doğdu. Önümüzdeki yıllarda teknolojik gelişmeler, yeni ihtiyaçlara cevap vermeye devam edecek. Dünya daha çok dijital hale geldikçe otomotiv üreticileri akıllı teknolojileri taşıt içine daha çok yerleştirecekler. Dolayısıyla sürücüler taşıt kullanmak yerine taşıt içi dijital sistemleri kullanarak seyahat edecekler. Bu da otonom sürüşü yakında mutlak hale getirecek. Başka yolu yok. O halde otonom sürüş sayesinde araç paylaşımı uygulamalarının büyük artış göstermesine hazır olalım. Nitekim Renault markası da Paris ve Madrit şehirlerinden sonra bir başka Avrupa şehrinde yeni bir araç paylaşım işine başladığını duyurdu. VW, BMW, Daimler ve Toyota gibi otomotiv devlerinin araç paylaşımı konusundaki yatırımlarına ciddi rekabet getirmeye hazırlanan Renault, yeni lanse edeceği elektrik motorlu Duo, Bento ve Hippo modelleriyle ne kadar iddialı olacak, hep birlikte göreceğiz.
NOT: Yazılarımı www.otomobilhaber.com.tr üzerinden de takip edebilirsiniz.

0 Comment
Buraya Yorum Yazabilirsiniz